ESKİŞEHİR MÜZELERİ

ESKİŞEHİR MÜZELERİ

Yazıyı Paylaş :

Eskişehir birbirinden özel müzeleriyle tam bir kültür kenti. Çağdaş cam sanatları, balmumu heykel ve lületaşında ülkemizin ilk müzeleri bu Eskişehir’de kuruldu. İşte benim kentteki favori müzelerim.

Cam Sanatları Müzesi

Eskişehir’in belki de en sevdiğim yeri Çağdaş Cam Sanatları Müzesi. Alanında Türkiye’nin ilki olarak 2007 yılında açıldı. Anadolu cam işçiliğinin beşiği, bu nedenle müzenin çok önemli olduğuna inanıyorum. Zaten dünyanın sayılı çağdaş cam sanatı müzeleri arasında. Koleksiyonda, 58’i ülkemizden 10’u yabancı 68 sanatçının eserleri var. Girişte, camı onlarca renkle buluşturan sanat eseri bir sarkıt karşılıyor ziyaretçileri. Bir avlu ve süs havuzu da mekanın geleneksel dokusunu ilk adımda yansıtıyor. Müzenin kendisi geleneksel mimariye sahip tarihi bir konak, koleksiyonu ise çağdaş sanat eserleri. Bu tezatlık hoş bir birleşim çıkarmış ortaya. Eserlerin bazıları ışık sayesinde farklı formlara bürünmüş, bir kısmında cama ek olarak farklı malzemeler de yardımcı öğe olarak kullanılmış.Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Üniversitesi ve Cam Dostları Grubu iş birliğinin ürünü olan müzeye gitmişken, hemen yanındaki Kent Belleği Müzesi’ne de uğrayın derim.

Balmumu Müzesi

Tıpkı Çağdaş Cam Sanatları Müzesinde olduğu gibi balmumu heykeller müzesinde de Türkiye’nin ilki Eskişehir’in hanesine yazılmış. Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi’nde her biri kendi alanında iz bırakmış 160 karakterle selamlaşıyorsunuz. En etkileyici bölümlerden biri Atatürk ve Kurtuluş Savaşı. Osmanlı İmparatorluğu bölümü de tarihe yolculuk yaptıran bir diğer salon. Yerli ve yabancı devlet adamlarından sanatçılara, köşe yazarlarından televizyon ünlülerine, sporculardan bilim insanlarına kadar müzenin her adımı ayrı bir sürpriz. Gandi’den Obama’ya, Aşık Veysel’den Fazıl Say’a, Zeki Müren’den Hulusi Kentmen’e kadar kimler var kimler…

Lületaşı Müzesi

Eskişehir Valiliği, 1998 yılından bu yana yapılan uluslararası çapta Lületaşı Festivali yapıyor. Bu festivallerdeki yarışma ve sergilerden miras kalan parçalar Kurşunlu Külliyesi’ndeki müzede sergileniyor. 60 sanatçıya ait 400 civarında eser var. Lületaşı sadece Eskişehir’de çıkarılıyor; hatta “Eskişehir Taşı” olarak da anılıyor. Toprağın 150 metreye kadar olan derinliklerinden çıkan taş bölgeye özgü olunca, müze de lületaşı temasıyla açılan ilk ve tek müze olma özelliğine sahip.

Cumhuriyet Tarihi Müzesi

20.yüzyıl başında yapılan ve 1. Ulusal Mimari akımının tipik örneklerinden olan bir binada, Cumhuriyet tarihimize yolculuk yapmak için 2 Eylül Caddesi’nin yolunu tutun. Anadolu Üniversitesi’nin 23 Nisan 1994’te açtığı Cumhuriyet Tarihi Müzesi’nde; Çanakkale Savaşları’ndan kongrelere, Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşundan Büyük Taarruz’a uzanan yelpazede 131 fotoğraf göreceksiniz. Atatürk’ün farklı yıllara ait 51 portresi ile 100’den fazla eşyası da koleksiyonda. Bodrum katı ise küçük bir belgesel salonu olarak düzenlenmiş. 48 farklı belgesel film oynatılıyor; müzeyi gezdikten sonra biraz soluklanmak için bu bölümü tercih edebilir rast geldiğiniz belgeseli izleyebilirsiniz.

 

 

DİPNOT

Yazılarımı farklı tarihlerdeki ziyaretlerimin ardından kaleme aldım. Kaçınılmaz olarak güncel birçok bilgi içeriyor ama güncel demek bugünün dünyasında hız ve değişimin eş anlamlısı. Bu nedenle yazılarımı referans alıp seyahat planı yaparken değişken bilgileri  (tarihi mekanları ziyaret, yemek ve konaklama önerileri, ulaşım bilgileri vs.) kontrol etmeyi unutmayın. Ve siz de benim gibi “bilgi paylaştıkça güzel” felsefesine inananlardansanız, yazıları zenginleştireceğini düşündüğünüz detayları iletin.

Yolunuz açık olsun, gezgin ruhunuz hiç yaşlanmasın!

  • İstanbul

    Onda yaşamak yerine onu yaşamak gereken 7 tepeli şehrin; semtlerinden müzelerine, tarihinden camilerine kadar bilinen ve bilinmeyen köşeleri…

  • Türkiye

    Binlerce yıllık kültür hazinesi, medeniyetler beşiği topraklarımızı keşfetmek için kuzeyden güneye, doğudan batıya adım adım yolculuk…

  • Avrupa

    Yılın her dönemi ziyaret edilen ışıltılı başkentler, dünya hazinelerini saklayan müzeler, zarafet ve estetiği buluşturan kültürlerden izler…

  • Amerika & Avustralya

    Her zaman merak uyandıran coğrafyalar ve mesafelere aldırmadan gitmek isteyeceğiniz şehirler…

  • Asya & Afrika

    Doğa harikalarından kültür miraslarına, şaşırtıcı geleneklerden mimari başyapıtlara kadar sayısız hazine…

  • Özel Dosyalar

    Özel günlere ilişkin öneriler, ilginç konulara ilişkin yazılar, farklı coğrafyaları bir araya getiren karma konular…

DEVRİM'E BİR SELAM VERİN

1961 yılında 4,5 ay gibi bir sürede üretilen Türkiye’nin yerli otomobili Devrim, Eskişehir’deki Tülomsaş yerleşkesinin bahçesinde yer alıyor. Bir camekanın içinde sergilenen beyaz Devrim’i görmek isterseniz, fabrikanın girişindeki güvenlik görevlilerine bilgi verip bir de kimliğinizi bırakmanız yeterli. Ama hafta içi ve mesai saatlerinde gitmeniz gerek. Devrim’e bakmak, sadece bir arabaya yaklaşmak değil Türkiye’nin yakın tarihine dalıp gitmek demek. Görenlerin kendini düşünmekten alamadığı soru ise eğer 1960’larda Türkiye tamamen yerli otomobili seri üretime geçirseydi, acaba bugün neleri konuşuyor olurduk?

ŞEHRİN TARİH DEFTERİ

Porsuk Çayı’nın içinden geçtiği düz bir araziye yayılıyor Eskişehir. M.Ö. 1460’larda Hititlerin burada bir yerleşim kurdukları düşünülüyor. M.Ö 700’de yönetime gelen Frigyalılar, Dorylaeum’u kurmuşlar. Şehir ilerleyen yıllarda Celtler ve Romalıların kontrolüne geçmiş. Ne yazık ki Kurşunlu Camii’ni süsleyen birkaç sütun başlığı ve Arkeoloji Müzesi’nde ilgi bekleyen birkaç bulgudan başka bu antik şehirden geriye pek bir şey kalmamış. Bir rivayete göre de buraya ilk gelenler, kendilerine yerleşmek için uygun bölgeyi seçebilmek adına Porsuk Nehri’nin etrafında değişik yerlere koyun akciğeri ve karaciğeri asmışlar. Çürümeden en uzun süre dayanan ciğerin olduğu yeri seçmekmiş amaç. İpi göğüsleyen yerlerse günümüz Odunpazarı mevkii ve daha sonraları Dorylaeum şehri olan Sarhöyük olmuş.Eskişehir’de hüküm süren devletler arasında Selçuklular da var. Eskişehir’in esas gelişimi ve yükselişe geçtiği dönemse Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğine girdiği ve tren yolunun kente ulaştığı 19. yüzyıl sonlarında olmuş.


Yazıyı Paylaş :